1 Mayıs günü Georg Bush, „Irak`ta esas savaş durumunun bittiğini“ ilan etmişti. O günden bu güne, Irak halkının direnişi yoğunlaşarak daha da büyüdü.
İşgalden önce, ABD, İngiltere ve diğer ülkelerin hükümdarları, Irak'ı birkaç gün içinde fethedip ve işgal edeceklerini ve halkı tarafından kurtarıcı olarak sevinçle karşılanacaklarını beyan etmişlerdi. Bugün artık bu iddialarının bir hayal ve kaba bir emperyalist propagandadan başka bir şey olmadığı anlaşıldı.
Bunun böyle olmasının temel nedeni ise, Irak'taki halk kitlelerinin gösterdiği direnişin, tahminlerinden kat kat daha güçlü olmasıdır. Emperyalistlerin palavralarının gerçekleşmesinin engellenmiş olması, dünyanın bir çok yerinde milyonlarca insanın gerçekleştirdiği ve emperyalistleri siyasi olarak savunmaya iten, onları planlarının gerçekleşmesinde bir dizi zorlukla karşı karşıya bırakan kitle mücadelelerinin de sonucudur. Türkiye örneğinde bu gerçek çok bariz bir şekilde görülebilir. Burada, savaşa karsı yürütülen kitlesel muhalefet, Türk Parlamentosunun ABD silahlı güçlerine, Türkiye üzerinden Kuzey Irak'a saldırı izni vermemesinin esas nedeniydi.
Emperyalistler, „Kurtarıcı“ oldukları iddiasını desteklemek ve istilalarının kitleler tarafından sevinçle karşılandığını dünyaya lanse etmek için, Bağdat'ta sahte bir „kitlesel kutlama“ sahnelediler (Amerikan askerleri tarafından devrilen ve dünyanın dört bir tarafında binlerce defa televizyonlarda gösterilen o meşhur Saddam-Heykeli olayı.) Halbuki, „sevinçle karşılanmaları“ ve „kutlanmaları“ bir yana, işgal kuvvetleri büyüyerek yayılan kararlı bir direnisin hedef tahtası haline geldiler. ABD'nin kendisi, işgal kuvvetlerinin günde 12 ile 24 kez silahlı saldırıya hedef kaldıklarını itiraf etmektedir. Bu saldırıların eski rejimin üyeleri ve destekleyicileri, ya da „yurtdışından gelen teröristler“ tarafından gerçekleştirildiği iddiaları doğru değildir. Gerçekte ise bu saldırılar, geniş bir yelpaze oluşturan değişik güçler tarafından düzenlenmektedir. İşgalciler, kitleler içerisinde kendilerine düşman edinmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. İstila sırasında sivillerden en az 7 bin kişinin öldüğü ve 20 bin kişinin de yaralandığı belgelenmiş durumda. 10 bin Irak askerinin öldürüldüğü ve bunun iki mislisinin de yaralandığı tahmin edilmektedir. (Irak'ın toplam nüfusu 25 milyondur. Ölenlerin ve yaralananların sayısı, 290 milyon nüfusu olan ABD'ye indirgenmiş olsaydı, bu, tahminen 200 bin ölü ve 465 bin yaralı demek olurdu!)
ABD başkanı Bush'un, „misyonlarının tamamlandığı“nı ilan etmesinin üzerinden üçbuçuk ay geçmiş olmasına rağmen, emperyalist işgalciler, Irak halkının, temiz su, elektrik, ilaç, tedavi vs. gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan kaçınmaktadırlar. Bu temel ihtiyaçlardan yoksun olan kaç insanın öldüğünü ya da önümüzdeki haftalarda ve aylarda öleceğini şu an tespit etmek mümkün değildir. tahmin edilebilir ki, bu sayı en az yüzlerli, büyük bir olasılıkla binleri bulur. (Özellikle küçük çocuklar, yaşlı insanlar ve kronik hastalar buna dahil olacaktır.) Emperyalistlerin, „bu temel ihtiyaçları nasıl karşılayabileceğimizi bilmiyoruz“, „planlamamıştık“, „paramız ya da kadromuz yok“ vb. bahaneleri, yüzsüzlükten ve cani yalandan başka birşey değildir. bütün bu kitlesel tahrip politikasının ve kitle katliamlarının amacı, Irak halkına emperyalist işgali ve hakimiyeti kabul etmesi için zorlamaktadır. Ayrıca bu durum, işgalcilerin gözü kar hırsıyla dönmüş emperyalist sistemlerinin, halkın refahı ile ilgili olmadığını, onlara horlanmaktan başka bir şeyi reva görmediğini de gözler önüne sermektedir.
Aynı zamanda bu vahşi işgal, her gün bir çok silahsız ve suçsuz insanın öldürülmesine, bir dizi köyün ve bölgenin topyekün defalarca saldırı hedefi haline gelmesine ve yaşlı, genc, kadın, erkek gözetmeksizin, zorba işgalciler tarafindan „düsman“ ilan edilen bir çok Irak'lı ailenin son ferdine kadar yok edilmesine sebep olmaktadır. Gelen haberlere göre, düzinelerce insan, işgalle birlikte Irak'ın her tarafına yayılmış küçük çaplı patlayıcı, misket ve diğer bombalar olmak üzere infilak etmemiş milyonlarca cephanenin patlamasıyla meydana gelen günübirlik kazalar sonucu ya yaralanmakta ya da ölmektedir. Yoğun uranyum karışımı silahların kullanılması, Irak'ın büyük bölümleri zehirledi ve on binlerce insanın sağlığı tehdit ediyor. Kendi Askeri güçleri ve ortalıkta bulunan cephaneleri vasıtasıyla katlettikleri sivillerin sayısı hakkında istatistik tutmama şeklinde olan ABD önderliğindeki işgal rejiminin resmi politikası kimseyi şaşırtmamaktadır.
Irak halkının, mütemadiyen devam eden kitlesel silahlı direnişi, emperyalistlerin zafer nidalarıyla beslenen açıklamalarını tarumar etti. Gerçekten de, şu anda bulundurdukları sayıda askeri güçle, Irak`ta sıkı bir denetim sağlamaları oldukça fazla imkansız görünmektedir. Yeni „süper general“i bile, Irak'ta bir “gerilla savaşı” ile karşı karşıya bulunduklarını itiraf etmek zorunda kaldı. Bütün bu gelişmelerden dolayıdır ki, emperyalist iºgalciler, durumu kontrol edemediklerini ifşa etmeden, işgal güçlerinin sayısını yükseltmenin yollarını aramaktadırlar. Giderek büyüyen zorluklar karşısında her geçen gün biraz daha bataklığa saplanmaktalar. Basında, kendi askerleri, ki bunların çoğu kandırılarak ve/veya zorla bu caniliğe sürüklendi, arasında hoşnutsuzluk olduğu yönündeki haberler giderek fazlalaşmaktadır. (Bu durum karşısında, emir-komuta zincirinin tepesinde yer alan bir ABD generali televizyona çıkıp, ABD'li komutanları açıktan eleştiren askerleri tutuklamakla ve hapisle tehdit etmek zorunda kaldı.) Bunlar gerçekten de, herşeyi kontrolü altında tutan bir gücün sözleri ve eylemleri olamaz.
Bu bağlamda, savaşa karşı çıkmış bazı Avrupa'lı emperyalistler, özellikle de Fransa, Rusya ve Almanya, ABD'nin içinde bulunduğu zorlukları kullanarak, işgale ortaklık ve Irak'ın soyulmasından pay alma önerisi getirmektedirler. Şu aralar üzerinde tartışılan yeni bir Birleşmiş Milletler Kararı lafları, Fransız, Rus ve Alman askeri güçlerine işgale katılım yolunu açmak içindir. Ne var ki, ABD'li emperyalistler, daha önce olduğu gibi bugün de arzedilen bu „fedakarlığı“, Avrupa'lı güçlerin sunduğu şartlarla kabul edecek niyette değiller. Bunun böyle olmasının sebebi ise, ABD'nin, dünyadaki hükümdarlık ilişkilerini, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kendi hakimiyeti ve kontrolü ekseninde yeniden yapılandırmayı merkezi görevi olarak görmesidir. İçinde bulunduğumuz dönemde, işgalin herhangi bir şekilde BM emri ya da siyasi kontrolü altında ortaklaştırılması, olayın tabiatı gereği ABD stratejisi için en azından kısmı bir gerileme anlamına gelecektir. Yoğun ve giderek büyüyen zorluklara rağmen, ABD emperyalistleri böyle bir kaderi kabul etmeye halen yanaşmamaktadırlar.
Birbirlerine rakip emperyalistler, kendi aralarında hangi anlaşmaya ya da uzlaşmaya varırlarsa varsınlar, Irak halkının direnişini desteklemek ve Irak'ın işgal edilmesine karşı aktif muhalefeti inşaa etmek, adalet seven dünyanın dörtbiryanındaki tüm insanların görevidir. Hedefimiz, sadece bu istilaya ve işgale karşı durmak değil, aynı zamanda onu altetmek olmalıdır!
Haziran 2002'de şunları yazmıştık: ”Filistin halkı varlığını sürdürebilme mücadelesi veriyor. İsrail ordusunun Batı Şeria`daki cani saldırısı Filistin`de uzun siyonist işgal tarihinde kanlı yeni bir sayfa açmıştır. İsrail "terörizmle mücadele" adı altında tank, apaçi helikopterleri, roket, F-16 v.b. gibi modern silahlarla savaş yürütüyor. Ve bu savaş kendini savunmak için basit silahlarından baºka hiçbir şeyi olmayan bir halka karşı yürütülmektedir. Filistin halkının tamamı dünyanın en güçlü savaş makinalarından birisinin hedefi haline getirildi.
Filistin'in siyonist/emperyalist işgali ve Filistin halkına karşı sürdürülen savaş tırmandırı-larak devam etmektedir. Sözde „Barış Süreci“ ya da „Yol Haritası“ başından beri, Filistin halkının direnişini kırma ve üzerindeki hakimiyeti ve işgali kurumsallaştırma planından başka bir şey değildi. Hamas ve Cihad gibi örgütlerin ateşkes ilan etmelerinden sonra bile İsrail hükümeti, hiç çekinmeden saldırı ve katletme politikasına devam edeceğini, bunun söz konusu örgütlerin mensuplarını da kapsayacağını beyan etti. Bu politika, söz konusu örgütleri intikam eylemlerine zorlamayı hedefli-yordu. Beklendiği gibi bu intikam eylemleri gerçekleşti ve İsrail hükümeti, bunları yeni saldırılarına bahane ederek Filistin halkı üzerindeki çok yönlü baskısını daha da tırmandırdı.
Hiç bir emperyalist hükümetin, bu saldırılardan dolayı İsrail'i eleştirdiğine rastlanılmadığını kayda geçmek önemlidir. Bu, İsrail'e, saldırılarını devam etmede ve başka baskı yöntemlerini kullanmada serbest olduğu yönünde verilmiş bariz bir sinyaldir. Bu gerçek bize bir kez daha, hiç bir emperyalist hükümetin, Orta-Doğu'da gerçek bir barışı tesisi etmede „dürüst bir arabulucu“ olamaya-cağını teyit etmektedir. Emperyalist hükümetlerin hepsi, Filistin'in siyonist işgal altında kalmasını ve bu işgalin vahşetle ve şiddetle kabul ettirilmesini desteklemektedirler.
2002'de dediğimiz gibi: "Filistin ve Ortadoğu'da adalet olmadan hiçbir zaman barış söz konusu olamaz. Ne sahte önderlerin ABD ve diğer büyük güçlerle işbirliği içinde (ona bağımlı) başlatılacak bir "barış süreci"nin Filistin halkına adalet getireceği hayali; ne de kökten dincilerin kendi ortaçağ ve feodal hakimiyet hülyalarını gerçekleştirmek için Filistin halkının kurtuluş özlemini kullanmaya çalışmaları gerçek kurtuluşu sağlayabilir.
Sadece ve sadece Ortadoğu halklarının, yani tüm uluslardan ve inançlardan (Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi) ezilenlerin ortak mücadelesi, gerçek adaleti sağlayabilir. Filistin halkı bugün bu mücadelenin en ön safındadır. Özellikle burada, Avrupa'da, yani emperyalist metropollerin merkezinde, Ortadoğu`da gerçek adaleti arzulayan bütün insanların aktif ve kararlı olarak, siyonist/ emperyalist işgalin son bulmasını ve Filistin'e özgürlük talep etmeleri çok önemlidir!"
ABD, Irak ve Filistin'inin ötesinde dünyanın başka ülkelerini de tehdit etmekte ve buralara askeri güç yığmaktadır. Irak'ta karşı karşıya bulunduğu zorluklara rağmen saldırıları devam etmektedir. Afganistan'ın işgali devam etmektedir. Suriye, İran ve Kuzey Kore açıktan tehdit edilmekte. Afrika'nın bazı ülkelerinde, Filipinler'de ve Endonezya`da, aynı zamanda Kolombiya'da, Peru'da ve Latin Amerika'nın diğer ülkelerinde Amerikan askeri güçleri bulunmakta (Bu ülkelerin bir çoğunda Alman, Fransız, Rus ve başka ülkelerin askerleri de askeri eylemlere katılmaktadırlar). Nepal'daki halk savaşı Amerika'nın giderek yoğunlaşan müdahalesi ile karşı karşıyadır. Buna, Nepal Komünist Partisi (Maoist)'in önder üyelerinden Yoldaş Gaurav'ın (Chandra Prakash Gajurel) Hindistan'da tutuklanması ve Nepal'e iade edilmesi tehlikesi de dahildir.
İçinde bulunduğumuz dönemde hiç kimse ne olacağını önceden kestiremez. Fakat, ABD'nin dünya hegemonyasını ele geçirme gayretinde sebat edeceği ve diğer büyük güçlerin kendi emperyalist çıkarlarını korumak için bir dizi manevralar çevireceği bariz bir gerçektir. Bundan dolayı, dünyadaki insanlar için her zamankinden daha berraktır ki, gezegenimizin geleceği, hiç bir şart altında dünyanın tanık olduğu gelmiş geçmiş en eli kanlı haydutlara bırakılamaz.