Savaşın Efendileri Saldırıya Hazırlanıyorlar-
Direnişe Geç!

  Savaş çığırtkanlığı giderek yükseliyor. ABD ve İngiltere hali hazırda Irak`ın sınırlarını çevreleyecek şekilde 150.000 askeri, binlerce tankı, savaş uçağını, savaş gemisini, Cruise füzelerini ve hatta atom silahlarını körfez bölgesine yığmış durumda. Bu yığınak gün geçtikce daha da artmaktadır. Bush ve Blair Irak`a saldırmaktan başka seçeneklerinin olmadığını söylüyorlar. Saddam Hüseyin rejiminin, komşuları ve dünya için acil bir tehlike teşkil ettiğini, “beklemenin harekete geçmekten daha tehlikeli olduğunu” iddia ediyorlar. Fakat gerçek durum nedir?

   On yıl önce ABD ve müttefikleri Irak`a karşı yoğun ve yıkıcı bir savaş yürüttüler. Ülkenin alt yapısını , hastaneleri, yolları, su dağıtımını, hükümet idare merkezlerini ve askeri güçlerin büyük bölümünü tahrip ettiler. 42 gün boyunca Irak´ın kentlerine, sanayisine ve insanların üzerine yağdırdıkları bombaların yıkım gücü, Hiroşima'ya attıkları atom bombasının yedi buçuk katıydı. ABD ve müttefikleri tarafından o günden buyana uygulanan ambargo ile ülke tamamen mengeneye sıkıştırıldı. Birleşmiş Milletlerin 1997`de raporlarında, Körfez Savaşından buyana çoğunluğunu çocuklar ve yaşlılar oluşturduğu 1,2 milyon insanın tıbbi bakım yetersizliğinden yaşamını yitirdiği açıklandı.

   Bugünkü Irak Rejimi, eski halinin sadece gölgesi durumunda, askeri gücü geçmişe oranla oldukça çok daha zayıftır. ABD`nin bugün Irak´ı hedef tahtasına koymasının sebebi, komşuları ve dünya için ciddi bir tehlike teşkil etmesi değil, ABD`nin ne pahasına olursa olsun, dünya hakimiyetini genişletme ve sağlamlaştırmaya kararlı olması ile ilişkilidir. Bush ve Blair`in elinde, Irak`ın gerçekten “kitle imha silahları“na sahip olduğuna ilişkin hangi kanıtlar mevcut? Açıkcası hiç bir kanıtları yok. Bunu bildikleri içindir ki, çığırtkanlıkları bir o kadar artıyor. Kitlelerin içinde panik yaratarak savaş çığırtkanlıklarına destek aramaya çalışıyorlar. Kitlelere “koruma” vaadinde bulunuyorlar. Ne var ki, vaad ettikleri “koruma”, bir mafya babasınınkinden farklı değildir: birisini daha fazla ezmek amacıyla koruma altına almak!

   Kendimizi onların “koruma”sına teslim etmek bizim için nasıl bir davranış olabilir? Batı`daki insanlar, bir nebze daha fazla güvenlik uğruna, Irak`ta on binlerce suçsuz insanın katledilmesine seyirci mi kalmalılar? Irak`ta yaşayan insanlar fazlasıyla çile çekmedi mi? Bu tür bir “rejim değişikliği”ne, ABD`nin Kuzey İttifakının savaş ağalarıyla işbirliği içinde, bir Amerikalı bir petrol şirketinin eski menajeri olan Karzai`yi iktidara getirdikleri Afganistan`da şahit olmadık mı? Hepsi vahşi bir tecavüz ve işkence şebekesinin birer mensubu. Tahminlere göre, Afganistan`da, ABD`nin “teröre karşı savaş”ında öldürülen sivil insan sayısı Dünya Ticaret Merkezinde ölen insanların sayısını aşmıştır. Ne var ki, baştakiler, 11 Eylül`de bu insanlar için hiç mi hiç gözyaşı dökmediler. Onların şövenist yurtseverliği sadece şu anlama gelmektedir: Sadece “bizimkiler”in değeri vardır ve yalnızca “bizimkiler”in kanı gerçek kandır!

   Bu mafya babalarının „koruma“ vaatleri, sadece kötü niyetli olmakla kalmıyor, aynı zamanda boş bir hayaldir. Kendi sistemlerinin, ezilen üçüncü dünyanın uluslarının talan ve sömürüsü, artan ölçüde ABD, İngiltere ve diğer büyük güçlere karşı gelişen öfke ve kinin sebebini teşkil etmektedir. Yeni bir haksız savaşı yürütmeye kalkışmak ateşe karşı körükle gitmek anlamına gelecektir. Yüzyıldan fazla bir zamandır, üçüncü dünya ülkelerinin ulusları ABD ve diğer emperyalist güçler tarafından talan edilmektedir. Rejim değişikliklerini gerçekleştirmek, kendilerine sadık ve uluslararası tekellerinin çıkarlarını koruyan (örneğin Zaire`de Mobutu, İran`da Şah, Şili`de Pinoşet ve Filipinler`de Markos gibi) vahşi diktatörleri iktidara getirmek için sayısızca istila savaşına, idama ve darbeye başvurdular. Bütün bu kanlı icraatlarını “Beyaz Adamın görevi”, “özgür dünyanın savunulması”, “demokrasinin müdafaası”.. ve şimdi de “terörizme karşı savaş” gibi mazeretlerle gerçekleştirdiler. Ne var ki, sarf ettikleri bütün boş laflarının her zaman ortak bir amacı olmuştur: Zenginlerin çıkarı, güçlü bir azınlık olan hükümdarların çıkarlarını, güçsüz bir çoğunluk olan yoksullara karşı güvenlik altına almak.

   Irak`a karşı savaş tamtamlarının esas amacı budur. ABD, büyük bir beklentiyle kendi payına da bir kaç kırıntının düşeceğini umut eden İngiliz saldırı itleriyle birlikte, imparatorluğunu ve dünya üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştırmak peşindedir. Hasımlarının ve muhtemel rakiplerinin gözünü korkutmak için kanlı bir askeri güç gösterisini sahnelemeye oldukça kararlılar. Dünya ekonomisi için can alıcı bir öneme sahip enerji yataklarını kontrol etmek için büyük çaba harcamaktadırlar. Bugün Suudi Arabistan`dan sonra 112 milyar varil petrol rezervi ile Irak, dünyanın ikinci büyük petrole sahip ülkesidir. Bu petrolün denetimini ele geçirmek ABD için, dünya ekonomisi üzerinde daha büyük hakimiyet, daha da önemlisi, özellikle Basra Körfezi´ndeki petrole bağımlı olan Avrupa ve Japonya'nın petrol atardamarları üzerinde denetim anlamına gelecektir.

   Bu gerçek, ABD ile Avrupalı büyük güçler arasındaki anlaşmazlıkların sebeplerinden biridir. ABD, Avrupalı büyük güçlere karşı, kendi komutası altında sıraya geçmezlerse, bu savaşın getireceği zengin ganimetten de hiçbirşey alamayacaklarını beyan etti. Bilimum kelle avcıları, kendi kellelerini kaptırmadan nasıl azami ölçüde kelle koparacaklarının manevrasını yapmaktadırlar. Bundan dolayıdır ki, Almanya ve Fransa sadece savaşa lojistik destek sunmakla ve Irak`ın paylaşımına katılmakla yetineceklerini ancak “savaşa karşı” olduklarını, saldırıya ve istilaya iştirak etmeyeceklerini beyan etmişlerdir. Gelinen aşamada Fransa Irak`a muhtemel bir saldırıyı bloke etmek için BM Güvenlik Konseyinde veto hakkını kullanmayacağını beyan etmiştir. Böylelikle Almanya ve Fransa savaştan sonra ganimet paylaşımında masadaki yerlerini garantilemeye çalışmaktadırlar. Şu ana kadar sadece Irak'ın istilasına katılacaklarını, ilk saldırı ve işgale katılmayacaklarını açıkladılar.

   Bazı insanlar, Birleşmiş Milletler'in bu savaş hazırlıklarını bloke edebileceğini umut ediyorlar. Ne var ki, her birisinin kendisine has ayrı kanlı bir baskı ve zulüm tarihi olan büyük güçlerin hakimiyetindeki bir kuruluşa ne kadar güvenile bilinir ki? Bush “Ulusa Sesleniş” konuşmasında Güvenlik Konseyinden Irak`a saldırı kararının çıkmaması durumunda BM`yi hiçe sayacağını ve her halükarda saldıracaklarını ilan ederek BM`ye karşı bilinen ABD ültimatomunu tekrarladı. ABD, verdiği bir ültimatomla, Irak`a saldırı kararı alamaması durumunda, BM`ni “yetkisiz” sayacağını ve kendi başına saldıracağını açıkladı. ABD, savaş planları için diğer büyük güçlerin onayını alabilmek için, bu tehdidini rüşvetle birlikte dayatmaktadır.

   ABD, bir taraftan başkalarını tehditkarlık ve saldırganlıkla suçlarken, diğer taraftan kendisi on yıllardan beri eşi görülmemiş bir saldırı savaşının planlarını yapmaktadır. Bir taraftan kitle imha silahları tehlikesini ortaya atarken, diğer taraftan bizzat kendi, tarihte eşine rastlanmamış ölçüde öldürücü kitle imha silahları potansiyeline sahiptir. Bir çok defa atom silahlarını kullanan da kendisidir. Her tarafa silah müfettişlerinin gönderilmesini talep ederken, bunların ABD'de aynı görevi icra etmesini yasaklamaktadır. Bir taraftan demokrasiden söz ederken, diğer taraftan kendi içinde her türlü demokratik hakkı ayaklar altına almakta, Arafat ve Venezuela'da Chavez gibi seçilmiş liderleri tehdit edip, Pakistan'da Müşerref gibi, Arap Şeyhleri gibi kendisine sadık diktatörleri iş başına getirmektedir.

   Irak halkı bir kez daha dünyanın büyük güçlerinin hedef tahtasına oturtulmaktadır. Irak'taki insanlardan bir kez daha sayısız “kaçınılmaz ek kayıp” yapmalarına müsamaha gösteremeyiz. Dünya Halkları Direniş Hareketi, Avrupa'da, başımızdaki hükümdarların tehditlerine ve yurtsever şovenizmine karşı direnişe geçmeye, içinde bulunduğumuz bu badireli zamanda omuz omuza Irak halkıyla birlikte olmaya çağırmaktadır. Bombalar düşene kadar bekleyemeyiz.
Direnişe geçelim!

Dünya Halkları Direniş Hareketi, Geçici Örgütleme Komitesi
Yerel İlişki: web sitesi:www.wprm.org        E-mail:wprm@wprm.org