Filistin halkı varlığını sürdürebilme mücadelesi veriyor. İsrail ordusunun Batı Şeria`daki cani saldırısı Filistin`de uzun siyonist işgal tarihinde kanlı yeni bir sayfa açmıştır. İsrail "terörizmle mücadele" adı altında tank, apaçi helikopterleri, roket, F-16 v.b. gibi modern silahlarla savaş yürütüyor. Ve bu savaş kendini savunmak için basit silahlarından başka hiçbir şeyi olmayan bir halka karşı yürütülmektedir. Filistin halkının tamamı dünyanın en güçlü savaş makinalarından birisinin hedefi haline getirildi. Uluslararası Af Örgütü, İsrail başbakanı Ariel Şaron`un 5 mart 2002`de bir basın konferansında "Filistinlilerin yerinden bir daha kalkamayacakları bir darbe almaları gerekmektedir. Ve bunun oldukça acı verici olması gereklidir. Yaptıklarının bedelini pahalıya ödeyecekleri kayıplar ve kurbanlar verdirtmeliyiz" dediğini açıkladı.
Yoğun yerleşim bölgeleri günlerce ve haftalarca tanklarla ateş altına alındı, havadan bombalandı. Şimdiye kadar kaç kişinin öldüğü halen belli değil. Teslim olan savaşçılar ve diğer insanların hemen orada İsrail askerleri tarafından kurşunlandığını bildiren çok sayıda haberler var. Tutuklanan binlerce insandan çoğu kötü muamele ve işkence görmüştür. İsrail yüksek mahkemesi 6 Nisan`da bu işkencelerin önlenmesini bir kez daha reddetti. Ayrıca Cenin mülteci kampının büyük bölümünün yerle bir edilmesi uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Birçok gözlemci ve insan hakları örgütleri İsrail`i Cenin`de savaş suçu işlemekle suçladı. İsrail önce gizleyecek hiçbir şeyi olmadığını iddia etti. Fakat İsrail BM`ce atanan araştırma komisyonuna giriş iznini bu komisyonun incelemelerinin sonucunu bizzat kendisinin önceden belirlediği takdirde vermeye hazırdı.
Bu saldırılar boyunca yüz binlerce insan her türlü gıda, su ve tıbbi yardımdan mahrum bırakıldılar. Basının bildirdiğine göre birçok yerde çaresiz anneler küçük çocuklarına içmek için atık kirli suları vermek zorunda bırakılmışlardır. Çünkü evlerinde ne sütleri ne de içecek suları kalmıştı. Yiyecek ve su bulmak için evlerinden ayrılan bir çok insanı İsrail keskin nişancıları hedefli katletti.
Uluslararası Af Örgütü raporunun tespitine göre: "IDF(İsrail Savunma Kuvvetleri)`nin esas hedefi tüm Filistinlileri cezalandırmaktı. IDF zorunluluğu hiçbir şekilde açık ve net olmayan askeri eylemlere başvuruyordu. Bunlardan çoğu kanunsuzca öldürmek, mala zarar vermek ve kasıtlı tutuklamalar, işkence ve kötü muamele gibi hareketler uluslararası insan hakları ve humaniter yasaların ihlalidir. IDF sıkı bir şekilde sokağa çıkma yasağı uyguluyordu... Tıbbi personeli ve gazetecileri de hedefleyip öldürdüler. Binalara ve sokaktaki sıradan insanlara rastgele ateş açtılar... 'Araştırdığımız askeri operasyonlar askeri amaçlara hizmet etmek için değil aksine Filistinlilere keyfi zorluk çıkarmak, aşağılamak, küçük düşürmek, korkutmak, sindirmek ve onlara zarar vermek içindir.'"
Batı Şeria ve Gazze`deki önemli şehirlerin hemen hemen tümünün IDF tarafından askeri abluka altına alınması, Filistin kentlerini ve köylerini bugün dahi esir kamplarına çevirmiş durumdadır. İsrail askerleri, "şüpheli" olarak gördükleri herkesi vurma iznine sahipler. Bu aynı zamanda üç buçuk milyon Filistinli`nin, siyonistlerin ve arkalarındaki emperyalistlerin ölüm listesine alındığı anlamına gelmektedir. IDF`in yaptırımları, 400 İsrail`li yedek subayın görev almayı reddedeceği kadar vahşi bir boyut almış durumdadır. Söz konusu subaylar bu saldırıyı, hedefi "bir halkı tamamıyla hakimiyet altına almak, yerinden yurdundan etmek, açlıkla karşı karşıya bırakmak ve aşağılamak" olan bir "istila ve baskı misyonu" olarak tanımlamaktadırlar.
Mütemadiyen devam eden bu terör saldırısı, 50 yıldan beri süregelen Filistin`nin siyonist/emperyalist işgalin devamıdır. ABD ve diğer büyük güçler 1948`de İsrail devletini kurmaya karar verdiklerinde, Filistinliler toplam halkın üçte ikisini oluşturuyorlardı ve Filistin toprağının yüzde 92`sine sahiptiler. Bir dizi saldırı savaşı (1948, 1956, 1967, 1973 ve 1982) sonucunda siyonistler, giderek daha fazla Filistin ve komşu Arap ülkelerinin topraklarını işgal ettiler. Otuz yıldan fazla bir zamandır, Batı Şeria ve Gazze`de milyonlarca Filistinli`yi kelimenin tam anlamıyla her haktan yoksun bir şekilde savaş esiri olarak tutmaktadırlar.
ABD başta olmak üzere emperyalist büyük güçler, petrol yatakları ve stratejik öneme sahip olan Ortadoğu`yu kontrol etmek için bir askeri ön karakol olarak İsrail`in kuruluşunu amaçlayan siyonist projeye destek verdiler. IDF`in vahşetini yarım ağızla ara sıra eleştirmeleri, bu vahşette ki kendi rollerini ve suçlarını örtbas etmek için başvurdukları manevradır. Gerçekte bu saldırı, ABD ve diğer büyük güçlerle anlaşmalı olarak başlatılmıştır. Bundan dolayıdır ki İsrail, saldırının derhal durdurulması ve askeri güçlerin geri çekilmesini öngören Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi`nin kararını hiçbir yaptırımdan korkmadan kulak ardı edebilmektedir. Bu tavrı Irak yada (emperyalistlerin) hedef listesinde bulunan başka bir ülke göstermiş olsaydı, hemen savaşla tehdit edilirdi veyahut da kendisine karşı savaş ilan edilirdi.
Filistin ve Ortadoğu'da adalet olmadan hiçbir zaman barış söz konusu olamaz. Ne sahte önderlerin ABD ve diğer büyük güçlerle işbirliği içinde (siz ona bağımlı diye okuyun) başlatılacak bir "barış süreci"nin Filistin halkına adalet getireceği hayali; ne de kökten dincilerin kendi ortaçağ ve feodal hakimiyet hülyalarını gerçekleştirmek için Filistin halkının kurtuluş özlemini kullanmaya çalışmaları gerçek kurtuluşu sağlar.
Sadece ve sadece Ortadoğu halklarının, yani tüm uluslardan ve inançlardan (Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi) ezilenlerin ortak mücadelesi, gerçek adaleti sağlayabilir. Filistin halkı bugün bu mücadelenin en ön safındadır. Özellikle burada, Avrupa'da, yani emperyalist metropollerin merkezinde, Ortadoğu`da gerçek adaleti arzulayan bütün insanların aktif ve kararlı olarak, siyonist/ emperyalist işgalin son bulmasını ve Filistin'e özgürlük talep etmeleri çok önemlidir.
Dünya Halkları Direniş Hareketi
Dünya Halkları Direniş Hareketinin İnşasına Yardım Et!
Dünya Halkları Direniş Hareketi (DHDH), yerkürenin dört bir yöresindeki mücadelelerin birleşerek heybetli bir sel yatağı içine akabilmesine yardımcı olmak üzere oluşturulmaktadır. DHDH, ortak düşmanımıza karşı dünya-çapında birliği kolaylaştırmak ve ilerletmek için enternasyonal bir araç temin ediyor. Bugün dikkatlerin odak noktasına, "terörizme karşı savaş" şiarı altında yürütülen emperyalist haçlı-seferine karşı çıkışın oturtulması gerekiyor.
DHDH, ulusal veya uluslararası düzeyde halkın herhangi başka bir örgütlenmesi ile rekâbet veya onların yerini alma amacını gözetmiyor. Barikatın aynı tarafında olan herkese saflarımız memnuniyetle açıktır. Her ülkede kişilerle, grup ve çevrelerle, derneklerle ve partilerle birlikte DHDH'in şube ve kollarının kurulmasına yardımcı olun. Kuzeyden güneye, doğudan batıya, halkın mücadelelerini birleştirelim!
Dünya Halkları Direniş Hareketi, Geçici Örgütleme Komitesi